Ey îmân edenler! oruç sizden önce gelip geçmiş ümmetlere farz kılındığı gibi size de farz kılındı. Umulur ki korunursunuz. BAKARA 2/183
Ramazan'ın ilk günü ile birlikte nur ve feyiz dolu bir mevsimi yaşamaya başlarız. Kâinat şenlenir, dünya Cennetten süzülen nurânî bir hava ile dolup taşar.. Ulvi âlemlerin masum ve mübarek sakinleri öbek öbek mü'minlerin çevresini sarar. Rahmet ülkesinden müjdeler, kâinatın Rabbinden selâmlar ve mağfiret ümitleri getirir, Ramazan ayı... Mukaddes kelâmın nazil oluşunun yıldönümünü mü'minlerle birlikte cinler, melekler; ağacı, çiçeği, böceği, kurdu, kuşu, denizi ve deryasıyla yaşlı dünyamız da kutlar. Görünen ve görünmeyen âlemlerde tam manâsıyla bir bayram havası yaşanır.
Bu ayın Cenâb-ı Hak katında müstesna bir yeri vardır. Yüce Rabbimiz kendisine muhatap olarak seçtiği kullarına sonsuz rahmetinin en geniş tecellilerini bu aya tahsis eder. Başta Kur'ân-ı Kerim olmak üzere! Tevrat, Zebur ve İncil gibi diğer semavî kitapların da bu ayda indirilmiş olması, bu günlerin kıymet ve kudsiyetini artıran diğer bir husustur.
Mü'minlere İlâhî bir ihsan olarak bu günleri birer güzel fırsat bilerek değerlendirme, Rablerine olan kulluk derecelerini gösterme, Ona muhatap olabilme gayreti içine girerek tam bir ihlâs ve şuurla ibadet ve taate koşarlar.
Bu gayretin neticesi elbette karşılıksız kalmayacaktır. Oruç tutup, Ramazan ayını bir kulluk şuuru içinde geçirenler tatlı bir ânı yaşadıkları, huzura erdikleri gibi pekçok nimete de mazhar olurlar.
Ubâde bin Samit anlatıyor: Ramazan ayının başladığı bir günde Resulullah Aleyhissalâtü Vesselam şöyle buyurdu:
"İşte bereket ayı olan Ramazan geldi. Artık Allah'ın rahmeti sizi kuşatır. O ay, yeryüzüne bol bol rahmet iner. Günahlar affedilir. Dualar kabul olunur. Allah sizin iyilik ve ibadette yarışmanıza bakar da, bununla meleklerine karşı iftihar eder. Öyle ise kulluğunuzla kendinizi Allah'a sevdirin. Asıl bedbaht olan da, bu ayda Allah'ın rahmetinden nasibini alamayandır."(1)
Ramazan her yönüyle bir ibadet mevsimidir. Her mü'min namazı, orucu, iyilikleri hizmetleri ve duâsıyla bu rahmet ve bereketten nasibini almaya çalışır. Bilerek veya bilmeyerek yapmış olduğu günahları için Allah'tan af diler. Rabbine niyazda bulunur.
Cenâb-ı Hak da kulunun bu samimi dua ve niyazını karşılıksız bırakmaz, günahlarını affeder, rahmetine garkeder. Ramazan ayının kudsiyet ve bereketini bildiren şu hadis-i şerifi birlikte okuyalım. Peygamber Efendimiz geniş anlamda bu hususu dikkatimize vermektedir.
Selmân-ı Fârisî (r.a.) anlatıyor: Resul-i Ekrem Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselam Şaban ayının son günlerinde bize irad ettiği bir hutbede şöyle buyurdu:
"Ey insanlar büyük ve mübarek bir ay yaklaştı, gölgesi başınızın üstüne düştü. Bu öyle bir aydır ki, içinde bin aydan daha hayırlı olan Kadir Gecesi vardır. Allah o mübarek ayın gündüzlerinde orucu farz, gecelerinde nafile namazı meşru kıldı. Bu ayda küçük büyük bir hayır yapan insan, başka aylarda bir farz eda etmiş gibi sevap alır. Bu ayda bir farzı yapmak, başka aylarda yetmiş farz yerine geçer. Bu ay Allah için açlık ve susuzluğun, taat ve ibadetin meşakkatlerine sabır ve tahammül ayıdır. Sabrın karşılığı da Cennettir. Bu ay yardımlaşma ayıdır. Bu ay mü'minlerin rızkını arttıracak aydır. Bu ayda her kim oruçlu bir mü'mine iftar edecek bir şey verirse, yaptığı bu iş günahlarının bağışlanmasına ve Cehennemden kurtulmasına sebep olur. Oruçlunun sevabından da hiçbir şey eksilmeden onun kadar sevaba kavuşur."
Ashâb-ı Kiramdan bazıları, "Ya Resulallah, hepimiz oruçluya iftar edecek bir şey bulup verecek durumda değiliz" dediler. Bunun üzerine Resul-i Ekrem Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselam, "Allah bu sevabı bir tek hurma ile, bir içim su ile, bir yudum süt ile oruçlu mü'mine iftar ettirene de verir" buyurdular ve hutbelerine şöyle devam ettiler:
"Bu ayın başı rahmet, ortası mağfiret, sonu da Cehennemden kurtuluştur. Bu ayda kim kölesinin (işçi ve hizmetçisinin) işini hafifletirse, Allah da onu affeder ve Cehennemden uzak tutar. Bunun için bu ayda şu söyleyeceğim dört hasleti fazlasıyla bulundurmaya çalışınız. Bu dört hasletten ikisi ile Rabbinizi razı edersiniz, diğer ikisinden ise hiçbir zaman ayrı kalamazsınız.
Rabbinizin rızasına sebep olan hasletlerin birisi, kelime-i şehadete devam etmeniz, diğeri de Allah'tan mağfiret dilemenizdir. Vazgeçemeyeceğiniz iki hasletin biri Allah'tan Cenneti istemek, diğeri de Cehennemden Allah'a sığınmaktır. Her kim oruçluya bir yudum su verirse, Allah da ona benim mahşerdeki havuzumdan öyle bir su içirecektir ki, Cennete girinceye kadar bir daha susuzluk çekmeyecektir.(2)
WASHINGTON - ABD Başkanı Barack Obama, Guantanamo askeri üstündeki yargılamaların durdurulmasını emretti.
Obama, Guantanamo’daki savaş suçları mahkemelerinin askeri savcılarına, yargıçlardan yargılamaların 3 aylık süreyle durdurulmasını istemeleri talimatı verdi. Savcıların bugün hakimlere yaptıklar yazılı taleplerinde, söz konusu davalarla ilgili işlemlerin durdurulmasının, "adaletin çıkarına" olduğu belirtildi. Savcı Clay Tirvetti adına gönderilen yazılı talepte “genel anlamda askeri komisyon sürecini ve özel anlamda askeri komisyon önünde bekleyen henüz karara bağlanmamış davaları gözden geçirmelerine izin vermek için Savunma Bakanı, Başkanın emriyle Başsavcıya, karara bağlanmamış tüm davaların 120 gün ertelenmesini istemesini salık verdi" ifadeleri yer aldı. Hakimler, savcıların talebine ilişkin kararlarını bugün bildirmeleri bekleniyor.
Obama'nın emri doğrultusunda, Guantanamo'da karara bağlanmamış 21 davayla ilgili işlemler durdurulmuş olacak. Davalar arasında, 11 Eylül saldırılarını düzenlemekle suçlanan 5 tutuklunun idamını isteyen dava da bulunuyor.
Guantanamo’daki askeri mahkeme 2004 yılında askeri üste tutuklulara yönelik hukuksuzluğu gidermek için kuruldu. Kuba topraklarındaki cezaevi kampı, ABD hükümetinin “terörizmle mücadelesi” çerçevesinde 2002 yılında kuruldu. Kuruluş amacı da yabancı tutukluların her türlü haktan mahrum bırakılmasıydı. Guantanamo cezaevi kampında halan 245 tutuklu bulunuyor.
Obama, seçim kampanyası döneminde Guantanamo’yu kapatma sözcü vermişti. İnsan hakları savunucuları Obama’dan, Guantanamo’daki askeri mahkeme yargılamaları durdurarak tutukluların ABD hukuku çerçevesinde yargılanmasını sağlamasını istiyor.
WASHİNGTON - ABD tarihinde seçilen ilk siyahi başkan olan Barack Obama, Capitol meydanında toplanan 2 milyon kişinin karşısında yemin etti. ABD’nin 44. Başkanı olarak ilk konuşmasını yapan Obama, korku yerine güveni seçtikleri mesajını verirken “Bizim atalarımız hukukun üstünlüğünü ve insan haklarını bize öğrettiler” diyerek savunma stratejisine dikkat çekti.
Barack Obama, Amerika’da öğle saatinde Washington’un merkezindeki Capitol’de 2 milyonu aşkın bir kalabalık önünde yemin etti. ABD’nin 44. Başkanı olarak kitleleri heyecanlandıran coşkulu bir konuşmadan çok, reel sorunlara işaret eden Barack Obama, yurttaş haklarına dikkat çekti.
Obama, “Yeminimi ettim. ABD sadece yüksek mertebede olanların misyonunu sahiplenmedi. Biz ülkemizi kuranların ideallerini takip ettik. Bu hep böyleydi” dedi.
Şu an krizde olduklarını ifade eden Obama, “Şu an kriz içindeyiz, terörle savaşıyoruz, ekonomimiz çok zarara uğradı. Büyük mücadeleler veriyoruz. Sağlık, eğitim ve enerji konusunda sıkıntılar var” ifadelerini kullandı.
Obama, Amerika’nın korkudan çok umudu seçtiğini ifade etti. Amerika’yı yeniden oluşturmak, ekonomik kriz, Irak sorunu, Müslüman dünyasına yeni bir yaklaşım, küresel ısınma konularında mesajlar verdi.
Obama, “Bizim bu anlamda kendi topraklarımızda güven tesis etmemiz gerekiyor. Karşılaştığımız güçlükler çok fazla. Bunları kısa zamanda çözemeyiz ama unutmayın bunu eninde sonunda başaracağız. Biz bir araya geliyoruz. Çünkü korku yerine güveni seçtik” diye belirtti.
Geçmişteki politikalara işaret eden Obama, şöyle dedi: “Kötü tecrübeleri geride bırakmak istiyoruz. Geçmişte yaşananları bir yerde bırakmak gerekiyor. Genç bir nüfusuz. Elimizdeki değerleri ileriki nesillere bırakmak için zamanı geldi. Biz çok büyük bir ulusuz. Tanrı bize bu gücü verdi. Büyüklük de zamanla kazanılır.
Bizim önümüzde refaha ve özgürlüğe gitmek için uzun bir yol var. Çalışmak için yan gelip yatmayı seçmeyeceğiz. Bugünden itibaren üzerimizdeki tozları temizlememiz ve tekrar çalışmamız gerekiyor. Ekonomimiz çok kritik ve ciddi kararlar almamız gerekiyor.”
EKONOMİK KRİZ: Ekonomik kriz konusunda bütün paraların akıllıca kullanılması gerektiğini ifade eden Obama, “Eski politikalar artık işe yaramıyor. Bizim hükümetimiz ailelere düzgün bir yaşam sağlamak için çalışacak. Bütün paralar akıllıca kullanılmalı. 1 dolar bile akıllıca kullanılmalı. Piyasalar hiçbir zaman özgürlüğün önüne geçmemiştir. Ama bundan sonra daha akıllı olmalıyız” şeklinde konuştu.
HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜ: Savunma konusunda ise özellikle hukukun üstünlüğüne vurgu yapması dikkat çekti: “Ortak savunma konusuna geldiğimizde, bizim güvenliğimizle ideallerimiz arasında bir karar vermemiz gerekiyor. Bizim atalarımız hukukun üstünlüğünü ve insan haklarını bize öğrettiler. Biz asla o ilkelerden vazgeçmeyeceğiz. İnsanlar saygın bir gelecek yaşamak istiyorlarsa biz bütün dünyada bunun önderliğini yapacağız. Nükleer tehditleri, küresel ısınmayı ve terörü bertaraf etmeyene kadar durmayacağız. Terör yapanlara diyorum ki; bizden güçlü değilsiniz.”
IRAK VE AFGANİSTAN: “Irak’ı halkında sorumlu bir şekilde bırakmaya ve Afganistan’da zorlukla kazanılan bir barışı geliştireceğiz.”
MÜSLÜMAN DÜNYASINA YENİ YAKLAŞIM: “Bizler Musevi, Hıristiyan, Müslüman, ateist hepimiz bir araya geldik. Müslüman dünyasına sesleniyorum. Bizler sizinle yeni bir çağ başlatıyoruz.”
YOKSULLUK VE YOLSUZLUK: “Yolsuzlukla, kandırmayla, savaşla güç elde edeceğini düşünenler... Sizlere karşı mücadele edeceğiz. Fakir ülkelerin insanları… Sizlerin karınlarınızı doyurduğumuz gibi zihinlerinizi de doyuracağız.
İŞSİZLİK: “İşlerini kaybetmiş olan, çalışan insanlarımız... Karşımıza yeni zorluklar çıkacak. Bunlarla hep birlikte mücadele edeceğiz.”
IRK SORUNU: “Dünya değişti. Bizler de dünyayla birlikte değişmeliyiz. Yeni sorumluluğumuz var. Bu sorumluluğu zevkle üstleniyoruz. Gönüllü giriyoruz. Kadınlar, çocuklar, erkekler, her ırktan ve milletten gelen vatandaşlarımız aynı yerde. 60 yıl önce benim gibiler restoranlara giremiyordu. Bugün artık çok değişti. Bizlere verilen özgürlük hediyesine sarılarak nesiller boyu yaşamaya devam edeceğiz. Teşekkür ederim. Tanrı Amerikalıları korusun.”
Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir, AKP Hükümeti'nin bölgedeki 21 ile yapmış olduğu teşvik toplamının Bursa kadar etmediğini belirterek, 'Bu hükümet, yoksulluğu, yokluğu bizlere dayatıyor' dedi.
Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir, 5 yıllık çalışmalarını anlatmak için, Büyükşehir Belediyesi Tiyatro Salonu'nda toplantı düzenledi. Çok saydı kişini katıldığı toplantıda konuşan Baydemir, 5 yıllık zaman dilimi içerisinden yüzünün akıyla çıkmasının sebebini mesai arkadaşlarıyla yürek birliğiyle çalışmasına bağladı. 'Hep birlikte halkımızın karşısında alnımız ak, başımız dik çıkmayı başardık. Eğer yaşanan bir eksiklik varsa öncelikle benim şahsımındır. Ama gerçekleşen başarılar sizlerindir. Sizin emeğinizdir. Bunun için sizi yürekten kutluyorum' dedi. Diğer kentlere ayrılan bütçeyle yapılan hizmetin 10 katını yaptıklarını belirten Baydemir, hükümetin bölgedeki 21 ile yapmış olduğu teşvik toplamının Bursa kadar etmediğini söyleyerek, 'Bu hükümet, yoksulluğu, yokluğu bizlere dayatıyor. Allahın izniyle sevgiyle, birlikle, çalışmayla yoksulluğu kaderimiz olmaktan çıkartacağız' dedi.
'Halkımın hizmetkârıyım'
Göreve geldiği ilk günden itibaren halkın başkanı değil hizmetkârı olduğunu belirten Baydemir, 'Hepimiz birbirimizin kardeşiyiz. Ben hiçbirinizden büyük değilim. Halkımın gerçekliğini bilerek hizmet eden arkadaşlarımız benim başımın tacıdır' diye konuştu. Kentin yüzde 60'ının işsiz olduğunu anımsatan Baydemir, sokaklarda esnaf ve aile ziyaretlerinde yapmış olduğu görüşmelerde yoksulluğun bir tokat gibi yüzüne çarptığını söyleyerek, 'Bu durum yüreğimi yakıyor' dedi.
Ankara'dan gelen müfettişlerin belediye personelinin fazla olduğunu ve ekonomik tasarruf için işçi çıkartılması gerektiğini kendilerine bildirdiklerini ifade eden Baydemir, 'Dizimde derman olduğu müddetçe ekonomik tasarruf için hiçbir emekçi arkadaşımın işine son vermeyi doğru bulmuyorum' dedi. Hizmet alımıyla bine yakın kişiyi bu sürece dahil ettiklerini ve küçük de olsa evlere bir akar girmiş olduğunu anlatan Baydemir, 'Bununla yetinmeyecek, 2009'da belediyemiz kendisini sürdürülebilir kıldığı oranda hizmet alımıyla işe yerleştirilen personelin durumunda iyileştirme yapacağız' şeklinde konuştu.
'Bankalar kredi kartı vermiyordu'
10 yıldan önceki zaman diliminde hiçbir bankanın maaşları düzenli yatırılmadığı için işçilere kredi kartı vermediğini söyleyen Baydemir, 'Son 10 yılda maaşlarda hiçbir aksama olmadı. Bundan sonra da olmayacak. Ben yorganımı satar yine işçilerime maaşlarını öderim' dedi. Baydemir, kentin koşullarının belediye başkanlığı yapmak için oldukça ağır olduğunu belirterek, 'Ben koltuk, makam için bu görevi yapmıyorum. Sadece halkımın haklı davasına inandığım için bu görevi yapıyorum' diye konuştu. 'Hiçbir birey halkı refaha kavuşmadıkça özgürleşemez' diyen Baydemir, toplantıya katılan işçilerle tek tek tokalaştı.
Kansızlık hastada hemoglobin değerinin yaşa ve cinse göre olması gereken değerden düşük olması demektir. Tüm dünyada ve ülkemizde kansızlık nedenleri arasında en sık demir eksikliği anemisi görülmektedir. 1- Demir Eksikliğine Bağlı Anemi 2- Vitamin B12 Eksikliğine Bağlı Anemi 3-Folik Asit Eksikliğine Bağlı Anemi 4-Akdeniz Anemisi (Talassemi) 1- DEMİR EKSİKLİĞİNE BAĞLI ANEMİ Demir eksikliği anemisi en fazla süt çocukluğu döneminde, 2. Ve 3. Sıklıkta ise okul çağı ve ergenlik öncesi çağda rastlanmaktadır. Çocuklarda demir eksikliğine yol açan nedenler besinlerle yetersiz demir alımı, hızlı büyüme nedeni ile demir ihtiyacının artması ve kan kaybıdır. Besinlerle Yetersiz Demir Alınımı
Çocukların anne sütü yerine demir desteği olmayan mamalarla beslenmesi (pirinç unu ile mama) ve inek sütüne 1 yaşından önce başlanması ve çocuğun günde yarım litreden daha fazla süt içmesi demir eksikliği anemisi gelişmesinde en önemli nedenlerdir. Anne sütü ve inek sütünde demir miktarının az olmasına rağmen anne sütündeki demir inek sütündeki demire göre daha iyi emilmektedir. Erken doğan ve doğum ağırlığı düşük olan bebeklere 2. Aydan itibaren, zamanında doğan bebeklere ise 4. Aydan itibaren demir eksikliği anemisinden korumak için düşük miktarlarda (1-2 mg/kg) demir ilacı başlanması önerilmektedir. Demir eksikliği anemisinin önlenmesi için anne sütünün en az 6 ay süre ile verilmesi, 1 yaşına kadar demirden zengin mamalar ve ek gıdalar ile beslenme önerilir. Daha büyük çocuklarda özellikle hazır gıdalarla beslenme alışkanlığı, rejim yapmak amacı ile eksik gıda alımı, çocuğun vejeteryan olması, ya da sosyo-ekonomik durum bozukluğu nedeni ile hayvansal gıdaların alınamaması demir eksikliği anemisine yol açacaktır. Ülkemizde özellikle kırsal bölgelerimizde bile beslenme alışkanlıklarının değiştiği, evlerde tarhana çorbası, bulgur pilavının yerini her 3 öğünde patates kızartmasının aldığı dikkatimizi çekmektedir. Patates de demir miktarı çok yetersizdir. Bu da demir eksikliği anemisinin ülkemizde son yıllarda daha da artmasına neden olmaktadır. Artmış demir ihtiyacı
Özellikle düşük doğum ağırlığı olan bebeklerde, zamanından erken doğan bebeklerde, adölesan devresinde ve gebelik ve emzirme dönemlerinde olmaktadır. Gebelikte hafif demir eksikliği olması anne karnındaki bebeği etkilememekte, ancak orta veya ağır demir eksikliği olan annelerin bebeklerinde demir eksikliği anemisi gelişebilmektedir. Kan Kaybı
Erişkin hastalarda kan kaybına çocukluk yaş grubuna göre daha fazla rastlanmaktadır. Özellikle mide ülseri veya barsak kanserleri nedeni ile barsaklardan kanamalar olmaktadır. Bu duruma çocuklarda nadir olarak rastlanmaktadır. Çocuklarda inek sütü verilmesi veya inek sütü ile yapılan mamalar nedeni ile sıklıkla demir eksikliği gelişmektedir. İnek sütünde demir içeriği az olmasının yanında barsaklardan kanamaya da yol açması demir eksikliğine neden olmaktadır. İlk 1 yıl içinde çocuklara inek sütü verilmemesi önerilmektedir. Özellikle çocuk günde yarım litreden fazla süt içiyorsa ve fazla miktarda süt içtiği için normal gıdaları almıyorsa o çocukta demir eksikliği anemisi görülmektedir. Ayrıca uzun süreli aspirin ve diğer romatizma ilaçlarının kullanımı da barsaklardan kan kaybına neden olabilmektedir. Çocuklarda doğuştan olan mide barsak anomalileri de kan kaybına neden olmaktadır. Barsak kurtlarından kıl kurdu ve solucanlar demir eksikliğine yol açmazlar, ancak kancalı kurtlar barsaklardan kanamaya neden olarak demir eksikliğine neden olmaktadır. Doğuştan kanamaya eğilimi olan hastalarda (hemofili hastalığı gibi), sık sık kanamalar nedeni ile demir eksikliği görülmektedir. Kızlarda adet kanamalarının uzun sürmesi ve çok miktarda olması demir eksikliği anemisi gelişmesine yol açar. Demir Eksikliğine Bağlı Kansızlıkta Görülen Belirtiler Kansızlık hafif derecede ise çocukta hiçbir belirti olmayabilir, ancak yapılan laboratuar incelemeleri sonucunda teşhis edilebilir. Eğer kansızlığı fazla ise renginde solukluk, çarpıntı, baş ağrısı, huzursuzluk, halsizlik, çabuk yorulma ve iştahsızlık gibi belirtiler görülebilir. Toprak yeme, buz, kağıt gibi normalde yenmemesi gereken şeylerin yenilmesi demir eksikliği anemisinde sıklıkla görülmektedir ve PİKA olarak adlandırılmaktadır. Uzun süreli demir eksikliklerinde tırnakların kaşığa benzer şekilde içe çökmesi, ağız köşelerinde çatlamalar, dilin üzerinin düzleşmesi, ağrılı olması ve yutkunma zorluğu daha çok erişkin hastalarda dikkati çekmektedir. Demir eksikliği olan çocuklarda oturma, emekleme ve yürüme gibi motor gelişmede gecikme, davranış bozuklukları, öğrenmede güçlük ve bağışıklık sisteminde azalma sonucunda enfeksiyonlara yatkınlık gözlenmektedir. Yine özellikle süt çocukluğu döneminde demir eksikliği varsa ağlarken katılma nöbetleri görülebilir. Eğer kansızlık aile tarafından fark edilmeden uzun süre bu şekilde devam ederse kalp yetmezliği gelişebilir. Çocuk bu durumda zor nefes alma, ileri derecede halsizlik gibi belirtilerle doktora gelebilir. Demir Eksikliğine Bağlık Kansızlığa Tanı Koyma ve Karıştığı Hastalıklar Demir eksikliği teşhisi doktor tarafından hastanın hikayesi, muayenesi ve belirli laboratuar testlerinin yapılması sonucunda konulur. Demir eksikliği en sık Akdeniz anemisi taşıyıcılığı ile karışabilir. Akdeniz anemisi hastalığı ise hem anneden hem babadan bozuk genin geçmesi sonucu iki tane bozuk gen taşıyan çocuklarda oluşan bir hastalıktır, 3-4 haftada bir devamlı kan verilmesi ile tedavi edilmektedir. Eğer çocuk anneden veya babadan bir tane bozuk gen almışsa o zaman Akdeniz anemisi taşıyıcılığı söz konusudur. Taşıyıcılar hiçbir belirti göstermezler, ancak yapılan kan incelemeleri sonucunda hemoglobin düzeyinin olması gerekenden 1-2 gram altında olması ve diğer bazı testlere bakılması ile tanı konulur. Eğer bu tanı gözden kaçacak olursa, çocuk veya erişkine yanlışlıkla demir eksikliği tanısı konulup devamlı demir ilacı kullanması önerilecektir. Gereğinden fazla kullanılan demirin yan etkileri olacaktır. Bunun dışında uzun süreli enfeksiyonlar ve hastalıkların seyir sırasında görülen anemiler (böbrek hastalıkları, romatizmal hastalıklar, inflamatuvar barsak hastalıkları, kanser gibi) demir eksikliği anemisi ile karışmaktadır. Tedavi
Demir eksikliği anemisinin tedavisinde ağız yolu ile verilen demir ilacı kullanılmaktadır. Bebeklerde damla veya şurubu, daha büyük çocuklarda tablet veya drajeleri kullanılır. İlacın aç karnına ve öğünler arasında alınması önerilir. Birlikte C vitamini içeren limonata veya portakal suyu ile birlikte verilmesi verilen demirin barsaklardan emilimini artıracaktır. Süt ile birlikte verildiği durumlarda ise demir emilimi azalır. Bir yaşından küçük bebeklerde günde 1 kez kahvaltıdan 30 dakika önce verilmesi ile yan etkiler çok azaltılabilir. Daha büyüklerde 2-3 dozda verilmesi önerilmektedir. Genellikle rahatlıkla tolere edilebilir. Bazı vakalarda yan etkiler görülebilir. Demir ilacının alımından yaklaşık 1 saat sonra bulantı kusma, mide ağrısı, karın ağrısı olabilir. Bu durum ilacın yemekten hemen sonra alınması ile geçer veya azalır. Eğer semptomlar devam ederse doz miktarı azaltılır veya tablet, draje veya sıvı formüllerden bir diğerine geçilir. Bazı hastalarda ishal veya kabızlık yapmaktadır. Demir ilacı alındığı sürece özellikle damla veya şurup kullanıldığında dişler geçici olarak siyaha boyanabilir. İlacı verirken dilin arkasına doğru verilmesi dişlerin boyanmasını azaltacaktır. Yine ilacın alındığı dönemde çocukların kakasının koyu renk çıkacağı bilinmelidir. Eğer hastada doz azaltıldığı halde kusmaları veya karın ağrıları oluyorsa, hastanın altta yatan bir barsak hastalığı varsa, verilen ilaç emilemiyorsa, hastanın kronik olan kanaması ağızdan verilen demir ilacıyla karşılanamıyorsa o zaman demir ilacının enjeksiyon şekli kalçadan yapılabilir. Bu mutlaka doktor tarafından önerilmelidir. Kalçadan yapılan demir ilacına karşı ani alerjik reaksiyonlar gelişebilir, iğnenin yapıldığı yerde ağrı, renk değişikliği olabilir. İlacın kalçada derin bir şekilde ve özel bir teknikle (Z palsit) yapılması önerilir. Ayrıca son yıllarda damardan kullanılan demir preparatları da seçilen vakalarda kullanılmaktadır. Hastanın hemoglobin seviyesi yaşına göre normal düzeye gelince demir ilacı depolarının dolması amacı ile yaklaşık 4-8 hafta daha yarı dozda devam edilir. Eğer çocuğun beslenmesi düzeltilir, demirden zengin gıdalarla beslenmesi sağlanırsa demir eksikliğinin tekrar etmesi önlenecektir. Çocuklarda demir eksikliği anemisi dışında daha nadir olmak üzere folik asit eksikliği ve vitamin B12 eksikliğine bağlı anemiler de gelişebilmektedir. 2- VİTAMİN B12 EKSİKLİĞİNE BAĞLI ANEMİ Vitamin B12 en fazla hayvansal gıdalarda bulunur ve başlıca vitamin B12 eksikliği nedenleri alımındaki eksiklik, emiliminde bozukluk ve doğuştan metabolik hastalıklardır. Yetersiz vitamin B12 alımı en sık vejeteryanlarda görülmektedir. Vejeteryan olmayanlarda da yanlış beslenme veya sosyo-ekonomik nedenlerle eksik beslenme sonucunda da bu eksiklik ortaya çıkmaktadır. Çeşitli nedenlerle annesinde vitamin B12 eksikliği gelişen bebeklerde anne sütünde bu vitaminin eksikliği olacaktır. Bu annelerin bebekleri ek gıdalar almıyor ve sadece anne sütü alıyorlarsa vitamin B12 eksikliğine bağlı kansızlık yanında çeşitli nörolojik bozukluklar da geliştirmektedir. Başını ilk zamanlar tutmaya başlayan çocuk sonraları tutamaz veya otururken oturamaz hale gelir. El ve kollarında titremeler de gelişebilir. Erken tanı konulup tedavi edilmesi ile tamamen normale dönerler. Ergenlik döneminde de rejim nedeni ile sıkı diyet uygulandığında bu vitaminin eksikliği görülebilir. Bu vitamin eksikliği çocuğun dengesinde bozukluk, el ve ayaklarda uyuşma, yürümede ve elleri kullanmada zorluk, karıncalaşma ve hafızasında bozukluklara neden olabilir. Belirtiler Hastalar solukluk, halsizlik, sinirlilik, kuru ve ağrılı bir dil, yürümede bozukluk ve ishal ile doktora başvurmaktadır. Tedavi Tedavide vitamin B12 enjeksiyon veya ağız yolu ile verilir. 3-FOLİK ASİT EKSİKLİĞİNE BAĞLI ANEMİ Folik asit yiyeceklerde yaygın olarak bulunmasına rağmen pişirme işlemi sırasında çabucak parçalanmaktadır. Yüksek oranda folik asit içeren yiyecekler karaciğer, böbrek, portakal suyu ve ıspanaktır. Ayrıca keçi sütündeki folik asit miktarı çok düşüktür. Yine vitamin B12 eksikliğinde olduğu gibi yetersiz alınır veya emilimi bozuk ya da ihtiyaç artmışsa folik asit eksikliğine bağlı anemi ortaya çıkabilmektedir. 4-AKDENİZ ANEMİSİ (TALASSEMİ) Talasemi Major (Akdeniz Anemisi Hastalığı) erken çocukluk çağında başlar ve çok ciddi bir kalıtsal kan hastalığıdır. Talasemi majorlü çocuklarda gelişen kansızlık sonucu sık sık kan verilmesine ihtiyaç gösterirler. Talasemi Taşıyıcılığı (Akdeniz Anemisi Taşıyıcılığı) olan kişide hemoglobini olması gerekenden 1-2 gram düşük olsada genellikle sağlıklıdır. Türkiye de her 100 kişiden 2 kişi Akdeniz anemisi taşıyıcısıdır. Bu oran Antalya, Muğla, Konya, İskenderun gibi illerimizde %8-10 lara kadar çıkmaktadır. Talasemi taşıyıcısı olan kişiler bazen demir eksikliğine bağlı anemisi olduğu zannedilerek gereksiz yere demir ilacı kullanırlar. Kan testleri ile kişinin taşıyıcı olup olmadığı kolayca anlaşılmaktadır. Eğer anne veya babadan biri taşıyıcı olursa çocuklardan hiçbiri Akdeniz anemisi hastalığı olmayacaktır. Ancak her çocuk da talasemi taşıyıcılığı olma olasılığı %50 dir. Eğer talasemi taşıyıcısı olan 2 kişi evlenecek olursa her çocukta Akdeniz anemisi hastalığı ortaya çıkma olasılığı %25 dir. Talasemi majörlü çocuklar (Akdeniz anemisi hastalığı olan) doğumda normaldir, ancak 3 ile 18 ay arasında (genellikle 5-6 ay) kansızlıkları başlamaktadır. Gittikçe renkleri solar, rahat uyumazlar, yemek yemek istemezler ve kusarlar, gelişimleri bozulur. Karaciğerde ve dalakta büyüme nedeni ile karın şişliği ile doktora gelirler. Başlıca tedavi hastaya 2-4 hafta aralıklarda düzenli kan vermektir. Bir yandan vücutta yıkılan kan hücreleri bir yandan dışarıdan sık kan vermektir. Bir yandan vücutta yıkılan kan hücreleri bir yandan dışarıdan sık kan vermekle vücutta demir birikimi olacak ve başta kalp ve karaciğer olmak üzere bir çok organa zarar verecektir. Günümüzde bu fazla demiri ortadan kaldırmak için küçük pompalarla desferal isimli ilaç deri altına gidecek şekilde iğnelerle takılır. 8-10 saat sürede ilacın gitmesi sağlanır ve haftanın en az 5 günü üst üste uygulanır. Kullanım zorluğu nedeni ile uyum zorluğu olmakta ve hastalar düzenli kullanmamaktadır. Ayrıca ömür boyu kan transfüzyonları ve demir bağlayıcı ajanların kullanılmasının maliyeti çok yüksektir. Talasemi Major Hastalığı Nasıl Önlenmektedir?
Hastalığın eradikasyonu için hastalığın insidansınnı yüksek olduğu bölgelerde, evlenecek olan çiftlerin talasemi taşıyıcılığı açısından taranmaları ve taşıyıcı saptananların eğitimi, genetik danışma ve prenatal tanı (doğum öncesi tanı) hakkında bilgi verilmesi önemlidir. Konferanslar seminer ve kongreler ile insidansın yoğun olduğu bölgelerdeki halk ve tıp mensupları bilgilendirilmelidir. Akdeniz anemisi hastalıklı çocuk doğumları, taşıyıcıların bulunması ve taşıyıcı olduğu bilinen gebeliklerde hamileliğin ilk döneminde doğum öncesi tanı bölümlerine başvurması sağlanmakla önlenebilir. Son yıllarda anneden alınan koryonik villus örnekleri DNA analiz yöntemleri ile Akdeniz hastalığı açısından incelenir. Bu yöntem gebeliğin 9. ve 10. Haftalarında yapılmaktadır
Raşitizm (Rikets / kemik zayıflığı) nedir? Raşitizm kemiklerde kalsiyum depolanmasının yetersiz olmasına bağlı olarak ortaya çıkan şekil bozukluklarına verilen genel addır. Nedenleri çeşitlidir. Her yaşta görülebilir. En sık olarak görülen, dolayışıyla raşitizm denilince ilk akla gelen D vitamini eksikliğine bağlı olarak süt çocukluğu döneminde gelişen raşitizmdir.
D vitamini eksikliği neden olur? D vitamini diğer vitaminlerin çoğundan farklı olarak besinlerle alınmasının yanında güneş ışığının yardımı ile ciltte yapılır. Ciltte yapılan bu D vitamini vücudun gereksinimini karşılayan temel kaynaktır. Besinlerle alınan ya da ciltte yapılan vitamin D karaciğerde ve böbreklerde bir dizi işlemden geçerek etki gücü en yüksek olan D vitamini şekline dönüşür. D vitamini eksikliği de bu aşamalardan herhangi birindeki bir soruna bağlı olarak gelişebilir; Güneş ışığına yeterince maruz kalmamak, D vitamini ve kalsiyumdan zengin besinler almamak, barsaklardan emilim bozukluğu, karaciğer ya da böbrek yetersizliği gibi. Bunlara ek olarak, uzun süreli olarak kullanılan bazı ilaçlar da D vitamini metabolizmasını etkileyerek raşitizme yol açabilir. Epilepsi (sara hastalığı) tedavisinde kullanılan difenilhidantoin (epdantoin) ve fenobarbital (luminal) bu ilaçlar arasında yer alır.
Vitamin D hangi besinlerde bulunur? Eğer besinler özel olarak D vitamininden zenginleştirilmemişse, genellikle sıradan bir beslenme günlük gereksinimi karşılamaya yetmez. Bunun istisnası balık ürünleri özellikle balık yağıdır.
Anne sütünde yeterince D vitamini var mıdır? Anne sütündeki D vitamini miktarı 12-60 IU civarındadır. Bu miktar günlük D vitamini ihtiyacı olarak saptanan 400 IU?e kıyasla azdır. Anne sütündeki D vitamininin daha kolay emildiği, dolayısıyla daha etkin olduğu ileri sürülse de, bugün anne sütünün tek başına süt çocuğunun D vitamini gereksinimini karşılamayacağına inanılmaktadır. Bu durum özellikle annede D vitamini eksikliği varsa daha büyük önem taşır. Ana rahminde fötusun D vitamin ihtiyacı annenin depolarından karşılanır. Fötus doğumdan sonra kendini bir süre idare edebilecek kadar D vitaminini de çeşitli dokularında depolar. Eğer annede D vitamini depoları yeterli değilse bebek ya D vitamini eksik olarak, ya da yetersiz D vitamini depolamış olarak doğar. Bu durum da doğumdan sonra yeterli D vitamini alınmaz ya da yeterince güneş ışığına maruz kalınmazsa D vitamini eksikliğine bağlı raşitizmin oluşmasını kolaylaştırır.
Raşitizmin belirtileri nelerdir? Raşitizmin belirtileri yaşa göre değişir. En sık görüldüğü dönem olan ilk yaş içerisindeki belirtiler kandaki kalsiyum ve fosfor düzeylerinin düşüklüğüne bağlıdır. Bu belirtiler; sebebi izah edilemeyen huzursuzluk gibi müphem belirtilerden havale geçirmeye kadar değişir. Raşitizmli bebeklerin kasları gevşek ve güçsüzdür. Bu nedenle geç oturur, geç emekler ve geç yürürler. Buna karşın zeka gelişimleri bu durumdan etkilenmez. Nedeni bilinmeyen ve hastalıkla ilişkisi kesin olarak gösterilmemiş ama anneler tarafından sıkça söylenen bir belirti de baş terlemesidir.
Raşitizmin diğer belirtileri ise kemiklerde kalsiyum birikiminin yetersizliğine bağlıdır. Bıngıldak yaşa göre büyüktür ve kapanması gecikir. El ve ayak bilekleri geniştir. Kaburgaların üzerinde tespih tanesi gibi şişkinlikler fark edilebilir. Göğüs kafesinin alt kısmında oluk benzeri bir çökme oluşabilir. Diş çıkması gecikir. Raşitizmli çocukların alınları geniş ve belirgin, karınları ise şiş gözükür. Eğer hastalık tedavi edilmezse büyüme yavaşlar ve bir süre sonra çocuk boyca yaşıtlarına göre geri kalır. Çocuk yürümeye başladıktan sonraki en önemli bulgu bacaklardaki eğriliktir (O ya da V bacak).
Bu belirtilerin önemli bir kısmı raşitizme özgü değildir. Bununla beraber bu belirtilerin bir kaçı bir araya gelirse raşitizm bulunup bulunmadığına ilişkin tetkiklerin yapılması gereklidir.
Raşitizmin vitamin D eksikliği dışında ortaya çıkması mümkün müdür? Evet. Raşitizm nadir de olsa başka durumlarda da ortaya çıkabilir. Bu durumlar ya böbrek hastalıklarına ya da doğuştan beri bulunup belirtilerini daha geç dönemde veren genetik/ailevi bozukluklara bağlıdırlar. Bu hastalıkların sonuçları ve tedavisi her birine özgü olduğu için, vitamin D eksikliğine bağlı raşitizmden ayırt edilmesi önemlidir.
Raşitizm nasıl teşhis edilir? Çoğunlukla klinik bulgular teşhis için yeterli olmakla beraber kesin teşhis için ya kemik filmi çekilmesi ve/veya kan tahlili ile kalsiyum, fosfor ve alkalen fosfataz düzeylerinin ölçülmesi gerekli olacaktır.
Raşitizmin tedavisi zor mudur? Raşitizmin tedavisi oldukça kolaydır. Tedavinin esası eksikliğin giderilip, depoları doldurmaya yetecek D vitamininin verilmesinden ibarettir. Tedavi çok nadir durumlar dışında ağız yolu ile verilir. D vitamini her gün günlük ihtiyacın 5-20 misli dozda (2000-8000 IU/gün) ve iki ila üç ay süre ile verilir. Bir başka tedavi yolu da yüksek doz D vitamininin (600 000 IU) bir defada ağızdan verilmesidir. Her iki tedavinin de kendine özgü avantaj ve dezavantajları olup, hangi tedavinin seçileceği kararı hekim tarafından verilmelidir. Eğer kalsiyum eksikliğine bağlı belirtiler ağırsa ve kalsiyum düzeyleri düşükse tedaviye ağız yolu ile kalsiyum verilmesi de eklenir.
Raşitizm tedavisinin riskli yanları var mı dır? D vitamini eğer gereğinden uzun veya fazla dozda kullanıldığı takdirde D vitamini zehirlenmesi denilen, böbrek yetmezliği ve ölüme kadar gidebilecek bir hastalığa yol açabilir. Bu nedenle D vitamini tedavisinin hekim kontrolünde uygulanması gereklidir.
Raşitizmden korunulabilir mi? Evet. Raşitizmden korunmanın temel koşulu gebe ve emzikli annelerle çocukların yeterince güneş ışığına maruz kalmalarının sağlanmasıdır. D vitamini yapımını sağlayan ultraviyole ışını pencere camından geçmez. Bu nedenle arzu edilen yararın sağlanabilmesi için güneş ışığına direkt olarak maruz kalınması gereklidir. Amerika Birleşik Devletleri?nde yapılan bir çalışmada sadece bez bağlı olarak haftada 10 dakika, baş, yüz, el ve ayaklar açık olarak haftada 2 saat güneş ışığında bulunmanın korunmak için yeterli olduğu gösterilmiştir. Bununla beraber, biz bu sürenin yarı çıplak olarak günde 10 dakikadan, giysili olarak günde 30 dakikadan daha fazla olması gerektiğine inanmaktayız. Annelerin bebeklerin en önemli D vitamini kaynağı olduğu akılda tutulmalı ve gebe ya da emzikli kadınlar da benzer şekilde güneş ışığına maruz kalmaya çalışmalıdırlar. Bu durum dini inanışlar nedeni ile kadınların örtündüğü ülkemizde çok daha önemlidir.
Yukarıdaki korunma tedbirlerine ek olarak, ağız yolu ile D vitamini verilmesi ile de korunma mümkündür. Annelerde D vitamin eksikliği riski de göz önünde tutularak, anne sütü alan tüm çocuklara günde 400 IU D vitamini verilmelidir. Hazır mama ile beşlenen çocuklarda bu mamalar yeterince D vitamini içerdiği için böyle bir uygulamaya gerek yoktur. D vitamini verilmesi anne sütü kesildikten sonra da devam etmeli ve en az 1 yıl süre ile uygulanmalıdır. Bu noktada, anne sütünün ilk dört ile altı ay içerisinde D vitamin içeriği dışında çocuğun büyüme ve gelişmesi için tek başına yeterli olduğunu hatırlamak, diğer yararları göz önünde tutulduğunda anne sütünün bebek için en iyi besin olduğunu bir kez daha vurgulamak yararlı olacaktır.
Diğer bir önemli korunma yolu da, en sık tüketilen besinlerin, daha hazırlanma aşamasındayken D vitamini yönünden zenginleştirilmesidir. Bati ülkelerinde 1930?lu yıllardan beri sürdürülen bu uygulama bir miktar başlangıç yatırımı gerektirse de kolay ve ucuz bir yöntemdir. Sadece süt ve ekmeğin D vitamini yönünden zenginleştirilmesi yalnız raşitizmin değil, ileri yaşlarda D vitamini eksikliği sonucu artan kemik erimesi (osteoporoz) ve buna bağlı kırık riskinin de azalmasına hizmet edecektir.
D vitamini ile ilgili yanlış inanışlar var mıdır? Başlangıçta da söz edildiği gibi D vitamini eksikliğinde diş çıkması gecikebilir. Bu nedenle dişlerini çıkarmakta geciken tüm çocuklarda D vitamini verilmesinin yararı olduğu inanışı yaygındır. ?Diş iğnesi? adı ile hekim önerisi dışında kullanılan yüksek doz D vitamini enjeksiyonları yukarıda belirtildiği gibi D vitamini zehirlenmesinin ciddi sonuçlarına neden olabilir. Diş çıkmasında gecikmenin çok değişik nedenleri olabilir. D vitamini eksikliği bunlardan sadece biridir. Altta yatan esas neden bilinmeden diş çıkması geciken her çocuğa yüksek doz D vitamin verilmesi yanlıştır.
Diyarbakır Büyük Şehir Belediye DİSKİspor Kulübümüz Bank Asya Birinci Ligine çıkma mücadelesi veriyor.Diyarbakırımızın takımlarından Diskispor ilk defa ayağına kadar gelen tarihi fırsat için kendi biletini kendisi kesmek üzere Urfa ' ya gidiyor.Pazar günü 13.oo ' da başlayacak karşılaşmaya tüm taraftarlarımızı götürmek için Büyük Şehir Belediyemizde bir çok olonak sağladı..Taraftarlar Birliği ile birlikte organizeli bir biçimde Diskispor ' u şampiyonluk yolunda desteklemek isteyen seyircilerimiz Pazar günü sabah saat 08.oo ' de Atatürk Stadyumu Kapalı tribün önünde kendilerini bekleyen araçlarla gidebilirler.. Ayağımıza kadar gelen bu tarihi fırsatı geri tepmemek için ilk hedef play off , sonra Şampiyonluk.. Bu zorlu mücadelede tüm taraftarlarımız , Diyarbakırlıyım diyen herkesin gelmesi gerekmektedir..
Kapanmadan perde perde, Halfeti nin tülleri. Sönmede ocaklari, savurmadan külleri Hüzünle yogurup, Gözyasi ile yikadik Firat a verdik bütün siyah gülleri
Türküler Fırat'a karışmış. Düğünler Fırat akşamlarının günbatımında coşkuya ulaşmış Ağıtlarını suya vermiş Fırat sevdalıları. Bazen Fırat'tan aydınlık almak için önünü kesmişiz, aydınlık vermiş gecelerimize ama yüreğimizden çok sayıda şehri, anıyı, tarihi, kültürü söküp almış.
Bir bahar sabahı düşüyoruz güneşin arkasına, Gaziantep faaliyet gösteren HÜRİSİAD (Hür Sanayici ve İş Adamları Derneği) öncülüğünde Fırat'ın aldıklarını unutup ondan kurtarabildiklerimizi görmek üzere. Gaziantep'ten; Mozaik medeniyeti Zeugma'ya, Kelaynak ev sahibi Birecik'e, yaslı Siyah gül şehri Halfeti'ye ve kayaların yükseğine yabancıları kabul etmek istemez gibi duran Rumkale'ye doğru yol alacağız. İlk durağımız Belkız/Zeugma Yükselen baraj suları altından son anda kurtulan bu antik kent'in kimler tarafından kurulduğu bilinmiyor. Bir zamanlar Fırat'ın en sığ yerine kurulan bu kent kervan yollarının geçiş noktası olduğu için gelişiyor. Gelişme yanında sanatı ihtişamı da beraberinde getiriyor. Büyük İskender'in komutanlarından Selevkos Nikator MÖ. 300'lü yılarda buraya kendi ismini de katarak Selevkos Euphrates ( Fırat'ın Silifkesi) ismini veriyor. Burayı MÖ 1. yy ele geçiren Romalılar buraya köprü/ geçiş anlamına gelen Zeugma ismini veriyorlar. Bir rivayette de Kur'an'da geçen Hz Süleyman'la Belkıs Kıssasında geçen Seba kenti olabileceği vurgulanıyor.
Zeugma'da çıkarılan Mozaikler Gaziantep Müzesinde sergileniyor. Barajın kenarında sadece iki sütun ve villa kalıntılarından başka bir şey kalmamıştır. Zeugma'yı Fırat'ın sularına bırakıp Birecik Kelaynaklarının yolunu tutuyoruz. Kelaynaklar baharda Birecik'e gelip sonbaharda Nil vadisi, Kızıldeniz sahillerine uçan göçmen kuşlar olmalarına rağmen sayıları azalınca koruma altına alınmışlar. Kelaynakların neden Birecik'i kendilerine mekan seçtiğine gelince, burada bulanan kaylardaki kalsit maddesinin üreme güçlerini artırdığını öğreniyoruz. 5 yaşlarında ergenliğe ulaşan Kelaynaklar 20/25 yıl gibi uzun bir süre yaşıyorlar. Dünyanın en nadide kuşlarından kelaynakları gördükten sonra pusulamızı Halfeti'ye doğrultuyoruz. Halfeti adına ilk rastladığımız yer Yeni Halfeti. Buraya devlet tarafından yeni konutlar yapılmış. Burada yaşayan insanlar sanki bir yabancı memlekete gitmişler gibi bu yeni yerleşim yerine alışmaya çalışıyorlar. Sokakları, bağları, bahçeleri, umutları suyun altında kalmış.
İnsan elindekini kaybedince daha çok değerini anlıyor. Eskiden vadiden akan Fırat Halfeti'nin bir bölümünü ve köylerini yüreğinin derinliğine alarak koskoca bir göl olmuş. Halfeti'nin taş evleri Fırat'a yada Fırat hayatın içine daha yaklaşmış. Taş evlerin aralarında başkaldıran nar, incir ağaçları asmalar ve buldukları karada açan gelincikler taş dokuya daha bir güzellik katıyor. Taş evlerin küçük avlularında yetiştirilen çiçekler pencereden bakıp gelene gidene gülümsüyor. Halfetililer bu çiçekleri bir nevi gelire de dönüştürmüş, yetiştirdikleri çiçekleri gelen turistlere satıyorlar. Evlerin taş duvarlarımdan yollara sarkan güllerin endamına diyecek yok. Ama bir gül var ki o sadece Halfeti'ye has bir gül. Halfeti'de güllerin efendisi "Siyah Gül.&". Siyah Gül sadece burada siyah açıyor. Başka bir memlekete gittiğinde siyah açma özelliğini kaybediyor. Bu yüzden siyah gül görmek için Halfeti'ye gelmeye değer.
Halfeti'nden teknelere binip Rumkale'ye rotamızı çeviriyoruz. Bir zamanlar insanların gülüp oynadığı, sokakların, gezip tozduğu bağların bahçelerin ve anıların üzerinde yüzüyoruz. Bir hüzün melodisi sarıyor yüreğimizi. Suya veriyoruz efkarımızı, etrafımızı kuşatan sarp kayalıklarda takılıp kalıyor çığlıklarımız. İnce bir yağmur düşüyor Fırat'ın sularına. Rumkale görünüyor kayaların en sert noktasında. Eskiden atlı, yaya orduların kuşattığı Kaleyi önce Fırat'ın suları kuşatıyor. Sonra teknelerle bizler. Rumkale MÖ. 840 yılında Hitit döneminde yapıldığı tahmin ediliyor. Kale stratejik bir noktaya yapılmış. Kalenin Fırat'la, Merzimen ırmağının kesişme noktasına yapılmış. Bir yarım ada gibi. Karaya bağlanan bölümündeki kayalar kesilerek dev bir hendek oluşturulmuş. Kale mimarisinde neresi doğal kaya nerede insanın eli değmiş ayırmak zor. Rumkale özelikle Hıristiyanlar tarafından önemseniyor. Hz İsa'nın havarilerinden Yuhanna'nın İncilleri burada yazdığı daha sonra Beyrut'a kaçırıldığı söyleniyor. Kalede Aziz Nerses kilisesi, mescit, Kale içi pazarlar ve çok sayıda tarihi kalıntının olduğu görülüyor. Her yerde olduğu gibi burada bir efsane çıkıyor karşımıza. Aziz Nerses'in kalede yaşayan çok yakışıklı bir oğlu varmış. Kalenin su ihtiyacını karşılamak için kalenin altında bulunan kuyuya her gün iner, suyun aksinde kendini seyredermiş. Bir gün iki gün derken, suya yansıyan güzelliğine aşık olmuş. Etrafındaki hiçbir güzele meyil etmemiş. Azizi Nerses oğlunun aklını yitirdiğini düşünerek onu Rumkale yakınlarında bulunan Krala kızı / Henisli Mağarasına kapatmış. Bu efsaneden yola çıkarak insanın kendisini beğenmesine psikolojide Narsızım isminin verildiği rivayet edilmektedir. Baharın oynak iklimi burada da kendi yüzünü gösterdi Rumkale'den Halfeti'ye dönerken. Bir güneş açtı yamaçlardaki sarp kayalara vurduğunda kayalar altın sarısı parladılar. Bir yağmur damlası düştü Rumkale'nin surlarına , hava karardı. Fırat öfkelendi her nedense. Dalgalar teknemizi yalpalamaya başladı. Halfeti ile aramızda mesafe azaldıkça dalgaların öfkesi daha da arttı. Kıyıya ulaştığımızda Fırat'ın hırçınlığını, öfkesini, tutsaklığına verdik. İçimizde bir düş şehri, damağımızda güzel bir anı, birde ellerimizde siyah güller vardı.